Ana içeriğe atla

MAHKUM

 

MAHKUM

Özgürlük

Ne garip şu…

Hepsi canavar

Dakikalardır masa başında oturmuş, karalıyordu önündeki kağıdı… Aklına gelenleri, daha doğrusu aklına gelmesine cesaret edemediklerini yazıp siliyordu. Hani çocukken önünde duran ateşe  dokunmak istersin ama elin yanacağı için annen buna müsaade etmez … İşte düşünmek, düşündüğünü sesli dile getirmek ateşti onun için. Ancak engel olamıyordu, elinde değildi yazıp çizmişti bir kere… “keşke” diyecek oldu ki, ‘hayatında hiçbir zaman pişman olma’ cümlesi çıkıverdi ağzından. Kanıtları yok ederse kimse farketmezdi ayrıca…

Kalktı masadan. Elde ettiği tek şey önündeki üstü çizili kelimelerden oluşan kağıt yığınıydı. Hayatına benzetti bu kağıt yığınını. Tıpkı bu kağıtlar gibi hayatı da bir enkaz altındaydı. Girdiği tüm işlerde başarısız olmuş, üstüne ailesiyle bir dargın bir barışık ilerleyen ilişkisini kesmişti. Yapayalnız kalmıştı bu dünyada. Tutunacak tek dalı vardı o da çocukluk hayali olan yazmaktı, ki bu hayal de yine ertelenmeli diye düşündü pişmanlığını sürdürerek. Kağıtları buruşturup çöp tenekesine attı ve yakmaya başladı. Alevlerin dans edişini izlerken kolunda ki bilekliğin titrediğini fark etti. En son ne zaman takıldığını bile hatırlayamadığı bu bileklik, yıllar sonra varlığını hissettirmişti. Ne işe yarayacak diye düşünüp durmuştu. Artık bulacaktı belki de ne işe yaradığını… İçinde oluşan garip coşku kendini kapının çalınmasıyla merak duygusuna bıraktı.

Kim olabilirdi ki kapıdaki? Zaten pek çevresi de yoktu. Sayabileceği kişiler de bir elinin beş parmağını geçmezdi. Kapı bir kere daha bileklikteki titreşimle birlikte biraz daha sert vuruldu. Kapıyı açmaya yeltenmişti ki önünde yıkılan kapı ve havada uçuşan tozların arkasında siyah maskeli adamlar göründü. Kolunu sıkmaya başlayan bileklik nefesini kesmeye başlamıştı ve yerde buldu kendini…

 

 

“kendine gel, uyan artık!”

“ ne sersem şeysin sen, uyansana!”

Tekme sesleri ve bağırmalar birbirine karışmıştı. Yerde çırıl çıplak, acı içinde yatan bir mahkum ve ona tekmeler savuran siyah maskeli adamlar loş ışıklı bir odadaydılar. Mahkuma işkenceye başlamışlardı bile…

Mahkumdan inleme sesleri dışında ses çıkmıyordu. Acı çektiği belliydi ancak konuşmayacak gibi duruyordu. Kapı açıldı ve içeride ki kamera sistemleri kontrol edilmeye başlandı. Sadece bir gözü açık olan mahkum etrafta neler olup bittiğini gözlemliyordu ve birden aklına bir şey gelmiş gibi bağırmaya ve kendini dışarı atmaya çalıştı. O sırada sert bir yumruk yedi midesine ve yere yuvarlandı… İçeriye giren biraz daha kalıplı maskeli bir adam canlı yayına hemen geçilmesi gerektiğini ve sırada 30 mahkumun daha olduğunu söyleyerek içeridekileri hareketlendirdi. Nihayet hazır olununca canlı yayına geçildi ve iri adam kamera karşısına geçerek infazı gerçekleştirmek üzere olduğu mesajını verdi. İri adamın konuşması özetle şu şekildeydi: İçeride bulunan mahkum bir kağıt parçasına kullanılmaması gereken bin küsür kelime grubundan olan ‘özgürlük’ gibi bir kelime yazmıştı ve herkeste takılı olan bileklik onu ele vermişti. Halkın zaten yeterince özgür olduğunu dile getiren iri adam, sadece yasaklı kelimelerin kullanılmaması gerektiğini çünkü bu kelimeler, zamanında ülkeye güzellikler getireceğini vaat eden ve kendisini bir düşünür olarak gören ancak tek yapabildiğinin halkı kışkırtmak ve karmaşa çıkarmak olan ismi lazım olmayanın kitabında özellikle vurguladığı kelimelerdi. Mahkum da kitapta özellikle vurgulanan ‘özgürlük’ kelimesini kullanmıştı.

 

Evet olay bundan ibaretti…

Hemen ardından mahkumu öldürdüler ve tüm halk izlemek zorunda kaldı. Ölmeden hemen önce mahkumdan kulağa bir inilti şeklinde gelen sadece iri adamın duyabildiği bazı kelimeler çıktı.

“ Öz-g-lük güüüü-zel…”

 

Yorumlar