SIRADAN BİRİ
Kalabalık caddeleri her zaman çok sevmişimdir. Belki de
hiçbir zaman tanışamayacağınız insanları görme ve inceleme şansı bulursunuz.
Ben bu kişilerin hayatlarını çok merak edip, her birinin yaşamı ile ilgili
hayal bile kurarım çoğu zaman… Bir caddeden belki de binlerce insan geçerken
sadece bir kaçını vaktinin yettiğince izleyebilmek oldukça üzücü bir şey. Ancak
en azından bir çok insanın aksine dış görünüşlerine bakıp hayatlarını görmeye
çalıştığım için şanslı olduğumu bile söyleyebilirim...
Şimdi beni çok kalabalık bir cadde de bir bankta otururken
hayal etmenizi istiyorum. Trafiğin en yoğun olduğu, aynı zamanda kaldırımda
insanların akın akın evlerine gitmeye çalıştığı bir cadde… İnsanların bu kadar
koşturduğu saatte benim neden orada öylece oturduğumu sorgulayabilirsiniz ki
haklısınız da, ancak buna açıklık getirebileceğim bir sebebim maalesef yok. Genellikle
insanlar akşam saatlerinde büyük bir telaş içerisinde olurlar çünkü geçen her
bir dakika hayatlarından giden süreyle eş değer gibi bir şeydir. Trafikte olan
bir çok insanın tek istediği, bir an önce evlerine varıp hayatlarının çoğu
vaktini geçirdikleri stres dolu işlerinden uzak vakit geçirmektir. Bu
kalabalıkta insan sesleri, korna sesleri gibi sesleri boş verin şimdi... Tüm
sesleri silin kafanızdan, hatta yapabilirseniz eğer oradaki sahneyi dondurup
sadece bir adama odaklanın...
Bu adam kalabalığın telaşesinin aksine çok yavaş hareket
ediyor. Neden bu kadar yavaş hareket ediyor acaba diye düşünmeden edemiyor
insan. Omuzları çökmüş, önüne bakarak yürüyen bu adam 60lı yaşların
ortalarındadır diye düşünürken aniden, belki de daha gençtir ancak ağır çalışma
koşulları onu bu kadar çökmüş gösteriyor olabilir diye düşünüyorum. Yakınıma
yaklaşınca gözlerinin altının çökmüş olduğunu ve kırışıklıklarla dolduğunu,
sakallarının oldukça beyazlaşmış ve yaşlılık göbeğinin olduğunu fark ediyorum.
Ayrıca giydiği ceket oldukça eski görünüyor ve bir düğmesinin kopuk olduğunu farkına varmam çok da zamanımı almıyor… Bana iyi bir hikaye çıkarabilir diye
heyecanlanıyorum tabi ki de. Hangi yazar heyecanlanmaz ki? Düşünsenize
karakterimiz ağır şartlar altında çalışıp, evde onu bekleyen bir eşi ve beş
çocuğunu doyurmak için her gün sabah 8 akşam 5 çalışırken, verilen görevi
bitirme telaşesi, yaptığı mesailer, aldığı düşük maaş ve verdiği o kadar emek
sonunda, patronlarının cebini parayla doldurma azmi ile belki de çok yaşlanmış
olabilir. Daha da önemlisi belki de hala daha okuyan çocukları olduğu için
çalışmak zorundadır…
Ardından yaşlı adam yanıma izin alarak oturuyor. Ben bankın
bir köşesinde, yaşlı dostumuz ise diğer köşesinde oturuyorken, aynı zamanda
etraftan gelip geçene bakıyorum. O sırada dikkatimi çeken, otobüs durağında lise
çağlarında oldukları belli olan bir genç topluluğu oluyor. Bu çocukların
ellerinde son model telefonlar, sürekli ona bakıp duruyorlar ve arada bir
birbirlerine bir şeyler gösteriyorlar cihazlarından. Ancak anlamlı sohbet
namına pek bir şey bulunmuyor. Ayrıca bir diğer dikkat çeken detay ise bazen
birbirlerine gösterdikleri her ne ise onun ardından yüksek sesle gülmeleri… Bu
gülüş o kadar yüksek ki araba korna seslerini bastırır vaziyette…
Gülüşlerin arasından yanımdaki adam “ bu gençler de çok
aykırı canım! Nerede nasıl davranması gerektiğini bilmiyorlar…” deyip bana
bakıyor. Gülümseyerek onaylıyorum tabii. O sırada fark ettiğim aslında bu adamın
çok da yaşlı bir sesinin olmadığı oluyor. Yüzü ise daha genç görünüyor niyeyse
gözüme. En fazla 50 yaşlarında olmalı diye düşünüyorum. Yaşlı olduğunu düşünme
sebebimin aslında dik yürümediği ve beyaz sakallarının olduğu düşüncesi
beliriyor birden bire…
Sohbet nasıl gelişiyor pek hatırlamıyorum. Sanırım gençlerin
bu kadar aykırı davranışlarının aşırı olduğundan dem vurarak başlıyor... Bir
süre sonra adamın telefonu çalıyor ve yüksek sesle konuşmaya başlıyor. Hatta
yakınımızdan geçmekte olan birkaç yaya ‘ne oluyor acaba?’ diye dönüp bakma
gereği duyuyorlar. Maalesef konuşması esnasında yanımda olduğu için
konuşmalarına kulak misafiri olmak durumunda kalıyorum… Karşısındaki kişinin
çalışanı olduğunu zannetmekteyim çünkü işiyle alakalı terimler kullanıyor;
‘müşteri’, ‘para’, ‘sen yaparsın’, ‘yarın erken gel ve ben gelene kadar adamı
idare et’ vb. İşçisiyle olan görüşmesini sonlandırıp, bir diğer aramaya yanıt
veriyor. Bu sefer ki konuşmasında ise yüksek sesle konuşurken, aynı zamanda
yüksek sesle gülmeye de başlıyor. Bunun sebebi ise bugün zor bir müşterisini nasılda
ikna ettiğiyle alakalı bir şey… Ardından diğer hattan arayan bir diğer
çalışanına dönüyor ve bulunduğu konumu söyleyip, orada beklemekte olduğunu
belirtiyor. Hatta konuşması esnasında, karşısındakini aşağılayan ses tonu
çalışanı için empati kurmama sebep oluyor… Çok kısa bir süre sonra gelen son
model aracına binip, gidiyor…
Ben de artık buradaki bir çok insan gibi evime yetişmem
gerektiğini düşünerek elimdeki ekmeğin soğumuş olduğunu ve karımın ‘ekmeği yine
soğuttun’ diyeceği düşüncesi içerisinde evime doğru yola koyuluyorum…
Yorumlar
Yorum Gönder