Körlük, José Saramago tarafından kaleme alınmış, oldukça akıcı bir kitaptır. Konusu açısıyla olduğu kadar, noktalama
işaretlerinin kullanımıyla da dikkat çeken kitapta, konuşmalar konuşma
çizgisiyle değil de virgülle ayrılarak belirtilmiş ve virgülden sonra
konuşmalar büyük harfle başlamıştır. Bu olağan dışı kullanım kitaba başka bir
hava kattığı gibi, hikâyenin akıcılığını da olumlu manada etkiler nitelikte. İsminden
de anlaşılacağı üzere kitap, körlüğü ele alır ancak bu körlük bulaşıcı olması bakımından
bildiğimiz körlükten farklıdır. Hikâye, bir adamın araba sürerken aniden beyaz
bir körlüğe yakalanmasıyla başlar, ardından insanlar çorap söküğüne benzer bir şekilde
yavaş yavaş kör olmaya başlar ve artık kullanılmayan bir akıl hastanesine terk
edilirler. Evet, terk edilirler diyorum çünkü canavarlaşmış gibi muamele görürler…
Sonunda, bu körlük tüm ülkeyi etkileyen bir pandemiye dönüşür. Hikâye boyunca sadece
bir kadın kör olmaz ve belki de ana mesajın okura ulaşması yolunda canla başla
çalışarak, verilmek istenen mesajı çok iyi bir şekilde ileten güçlü bir
karakter haline gelir. Kitap her açıdan oldukça zengin ve kazıdıkça insanın
dünyaya bakış açısını geliştiren bir özelliğe sahip... Bu yazımda kitapta
önemli olarak algıladığım 'körlük' olgusundan bahsetmek istiyorum.
Vermek istediği en önemli mesajlardan birisi ve
belki de en önemlisi, insanların mecazi bir körlük içerisinde olduğudur. İnsanoğlu
sadece kendisini düşünür ve bencildir, etrafında olan bitene karşı kayıtsızdır yani
kördür ve problem kendisine dokunmadığı müddetçe onun için bir sorun teşkil
etmez… Örneğin, ilk kör kör olduktan sonra onu evine götürmeyi teklif eden adam
tarafından dolandırılır. Arabasını alıp kaçan hırsız bir süre sonra kör olur ve
ironik bir şekilde aynı koğuşa düşerler. Ayrıca deliler hastanesinde tutulan
körlere karşı, tek istedikleri bu hastalığın kendilerine bulaşmasını engellemek
olan, görebilen askerlerin aşağılayıcı davranışları, körlere yemek verirken
yaklaşmamaları için silahla tehdit edip, ateş etmeleri ve onlara canavarmış
gibi davranmaları bu durumu özetleyebilir nitelikte… Daha da önemlisi hala
insan olan, duyguları ve ihtiyaçları olan bu körleri deliler hastanesine tıkan hükümetin
körlere karşı aldığı tavır oldukça üzücüdür. Kendi vatandaşlarını koruduğunu
savunan bu hükümet, olayın kurbanı olan diğer vatandaşlarını es geçerek, sadece
kendi koltuklarını koruma sevdası içindedir…
Aynı zamanda beyaz
körlüğe yakalanan insanların da mecazi bir körlük içerisinde olduğu vurgusunu yapmakta
fayda var. Kitapta, insanlığın gelebileceği en kötü, en savunmasız durumda bile
insanoğlunun yine kendisini düşünerek en alt seviyeye gelebildiğini çok iyi
göstermektedir. Örnekleyecek olursak, karantinada oldukları süre boyunca hırsız
körler, diğer körlerin yiyeceklerini çalarak kendilerince bir kapitalist sistem
oluşturmaya çalışıp, en çok kazanan yani gün sonunda en çok karnı doyan grup
olmayı başarırlar. Kapitalist sistem diyorum çünkü hırsızlıklarına ilk
başlarda diğer körlerin en değerli eşyalarını alıp, yemek vererek
başlarlar. Bir şeyleri kalmayan körlerden bu sefer de kadınlarını
vermelerini dayatırlar…
Bu yaşanan mecazi körlüğü yazar daha ruhani bir
havayla sonlandırır. Kitabın son kısımlarında akıl hastanesinden kurtulabilen
körler, doktor ve karısının evine geçer ve balkonda, yağmur suyuyla
yıkanarak sadece vücutlarının kirini değil, aynı zamanda da ruhlarında ki kiri
yıkayarak arındırırlar. Hatta kitapta “biraz da olsa temizlemek istiyordu, bu
dayanılmaz ruh kirliliğini” şeklinde bahsedilir. Zaten bu arınmanın
üzerinden kısa bir süre geçtikten sonra karakterler tek tek aydınlanmaya ve
gözlerine kavuşmaya başlar.
Toparlayacak olursak, Körlük her açıdan birçok
yoruma açık bir kitap... José Saramago kitabı yazarken bilerek bazı boşlukları
doldurmaz adeta… Bazı noktaları da bilerek vurgular gibi duruyor. Bu da
kitabın tam bir usta kaleminden çıktığını belli eder nitelikte... Hikâye özellikle günümüz insanını kategorize etmesi açısından oldukça başarılı
duruyor. Kitap insanların her koşulda, var olan bencilliğini vurgularken; aynı
şekilde insanların her koşulda iyi insan ve kötü insan şeklinde var
olabileceğinin de altını çiziyor. Nerede olursak olalım, hangi ırktan gelirsek
gelelim tüm insanlar aynı şeyleri yapar demek istiyor yazar. Karakterleri
isimlendirmemesi ya da olayın geçtiği ülkeyi belirtmemesinin sebebi de bu
olmalı…
👍👍
YanıtlaSilÇok güzel bir yazı olmuş 👍👍
YanıtlaSilÇok güzel özetlenmiş tebrikler
YanıtlaSil