Ana içeriğe atla

Kayıtlar

KÖRLÜK

  Körlük, José Saramago tarafından kaleme alınmış, oldukça akıcı bir kitaptır. Konusu açısıyla olduğu kadar, noktalama işaretlerinin kullanımıyla da dikkat çeken kitapta, konuşmalar konuşma çizgisiyle değil de virgülle ayrılarak belirtilmiş ve virgülden sonra konuşmalar büyük harfle başlamıştır. Bu olağan dışı kullanım kitaba başka bir hava kattığı gibi, hikâyenin akıcılığını da olumlu manada etkiler nitelikte. İsminden de anlaşılacağı üzere kitap, körlüğü ele alır ancak bu körlük bulaşıcı olması bakımından bildiğimiz körlükten farklıdır. Hikâye, bir adamın araba sürerken aniden beyaz bir körlüğe yakalanmasıyla başlar, ardından insanlar çorap söküğüne benzer bir şekilde yavaş yavaş kör olmaya başlar ve artık kullanılmayan bir akıl hastanesine terk edilirler. Evet, terk edilirler diyorum çünkü canavarlaşmış gibi muamele görürler… Sonunda, bu körlük tüm ülkeyi etkileyen bir pandemiye dönüşür. Hikâye boyunca sadece bir kadın kör olmaz ve belki de ana mesajın okura ulaşması yolunda c...
En son yayınlar

SIRADAN BİRİ

                                                                                                                   SIRADAN BİRİ Kalabalık caddeleri her zaman çok sevmişimdir. Belki de hiçbir zaman tanışamayacağınız insanları görme ve inceleme şansı bulursunuz. Ben bu kişilerin hayatlarını çok merak edip, her birinin yaşamı ile ilgili hayal bile kurarım çoğu zaman… Bir caddeden belki de binlerce insan geçerken sadece bir kaçını vaktinin yettiğince izleyebilmek oldukça üzücü bir şey. Ancak en azından bir çok insanın aksine dış görünüşlerine bakıp hayatlarını görmeye çalıştığım için şanslı olduğumu bile söyleyebilirim... Şimdi beni çok kalabalık bir cadde de bir bankta otururken hayal etmenizi istiyorum...

MAHKUM

  MAHKUM Özgürlük Ne garip şu… Hepsi canavar Dakikalardır masa başında oturmuş, karalıyordu önündeki kağıdı… Aklına gelenleri, daha doğrusu aklına gelmesine cesaret edemediklerini yazıp siliyordu. Hani çocukken önünde duran ateşe   dokunmak istersin ama elin yanacağı için annen buna müsaade etmez … İşte düşünmek, düşündüğünü sesli dile getirmek ateşti onun için. Ancak engel olamıyordu, elinde değildi yazıp çizmişti bir kere… “keşke” diyecek oldu ki, ‘hayatında hiçbir zaman pişman olma’ cümlesi çıkıverdi ağzından. Kanıtları yok ederse kimse farketmezdi ayrıca… Kalktı masadan. Elde ettiği tek şey önündeki üstü çizili kelimelerden oluşan kağıt yığınıydı. Hayatına benzetti bu kağıt yığınını. Tıpkı bu kağıtlar gibi hayatı da bir enkaz altındaydı. Girdiği tüm işlerde başarısız olmuş, üstüne ailesiyle bir dargın bir barışık ilerleyen ilişkisini kesmişti. Yapayalnız kalmıştı bu dünyada. Tutunacak tek dalı vardı o da çocukluk hayali olan yazmaktı, ki bu hayal de yine ertelenm...

Adaletin Sesi "Ütopya"

Ütopya kitabı Thomas More tarafından yazılan bir eserdir. Kitapta Ütopya adlı bir ada vardır ve bu ada da beş yıl boyunca bulunan bir denizci, orada geçirdiği günlerden ve Ütopya insanının toplum yapısından bahsetmektedir. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere bu ada aslında hiç var olmamıştır, sadece More’un yaşamak istediği dünyayı temsil etmektedir. Çünkü bu adada adalet sistemi olabildiğince iyi bir şekilde işlemektedir... Maalesef yaşadığımız dünyada adalet adına bir şey bulmak pek olası değildir. Çünkü her zaman zengin olan zengin, fakir olan ise fakirdir... Bazı fakir insanlar hırsızlık gibi suçlar işlemektedir. Ve More bu durumu eğer çalmazlarsa insanlar ya açlıktan ölecektir ya da iş aramaktan sağlıkları da, sırtlarında ki giysileri de yıpranacaktır şeklinde bahsetmektedir. Doğal olarak bu insanlar çalmak zorunda kalırlar. Bu cümlede tabi ki de More'un hırsızlığın güzel bir durum olduğunu savunduğunu düşünmek yanlış olur, çünkü yazar dünyada olan bir adaletsizlikten yakınm...

The Platform film analizi

THE PLATFORM        The Platform filmi İspanyol yapımı olan, temelinde gerilim ve korkunun dolayısıyla şiddetin de bir hayli olduğu, ancak felsefikliğin daha ağır bastığı 2019 yapımı bir filmdir. Filmde ana karakter Goreng sigara bırakmak gibi bir sebeple bilmediği bir hapishaneye kendi isteğiyle girer. Bu hapishane bildiğimiz hapishanelerden farklıdır çünkü 300 kattan oluşan ve her katta bir delik olan bir yerdir. Yemek her gün en yukarıdan başlayarak deliklerden aşağı iner, ki zaten 100.katta yenilecek yemek kalmamış olur. Sonuç olarak da en alt katlarda kalan insanlar birbirlerini öldürüp, öldürdüğü kişiyi yemek dışında başka çare bulamazlar, çünkü bir ay o katta bulunmak zorundadırlar...        Filmde vurgulanan bir çok tema olmasına rağmen, filmin başından sonuna kadar özellikle üzerinde durulan düşünce insan temelde kötüdür ancak sistem de insanı kötü yapar, ki zaten bir sistemin temel birimini de  insan oluşturur fikridir.   ...